23.07.15
Prş 05:18
Milan-Torino-Chamberry-Valence-Barcelona
6. gün
Aman Allahım tren buz. Abartmıyorum yemin ederim morg gibi. Titriyoruz.
Valizden Mami’nin siyah kapşonlu hırkasını çıkarıyoruz. Sonunda bi işe yaradı
:) O bile zor kesti titrememi. Muhammed de kendine kızıyor (akşam üstünü değişti
ya) “şortu giymedim giymedim o sıcaklarda şimdi giyeceğim tuttu” diye :D. Onun
üstüne de bi t-shirt veriyorum kollarına falan örtsün diye. Güç bela 1 saatin
sonunda Torino’da iniyoruz.
Ordan Chamberry Challes Les Eaux (Fransa) trenine
rezervasyon yaptırmadan bineceğiz. Gerginim çünkü rezervasyon zorunlu. Neyse
garda arkadaşım Şebnem’i andıran maskğlen mi diyeyim erkeksi bir kıza soruyorum
Paris Gare De Lyon trenini o da onu bekliyormuş. Hemen Muhammed’e haber vermeye
koşuyorum o çantalarda geride beni bekliyordu. 10 dk kalmış trene. Çantaları
alıp perona iniyoruz. (Orda da wc sıkıntısı yaşıyorum). Kızı buluyorum rez. işini
sormam lazım. Bakıyorum yanında başka yabancı bi kız daha var hemen yanlarına
gidiyorum ki o da aynı! Interrail pass var ama rez yok. Neyse artık
birbirimizden ayrılmayalım diyoruz. Erkeksi dediğim kız İtalyanmış. Tuhaf evet
ama o kızla konuşurken kendimi sanki bi erkekle konuşur gibi hissediyorum. Diğer
kız (bizim gibi olan) Hollandalı. Neyse geliyor tren ama onlar biraz önde daha
önce biniyorlar. Bindik, izlerini kaybettim. Tren ne kadar güzel, koltuk
araları geniş, ferah. Koltuklar rahat. 1 saat kadar gidiyoruz. Bilet kontrolcü
geliyor adama anlatmaya başlıyorum sabah erken bindik trene gişeler kapalıydı
rez yaptıramadık vs derken bilete bakıyor “burası 1. Sınıf isterseniz önce
2.sınıfa geçin orda konuşalım” diyor. Ayyyy! Gülsem mi ağlasam mı bilemedim :’D
Kızların olduğu vagon kadar ilerliyoruz soruyorlar "neredeydiniz" diye anlatıyorum, hep birlikte gülüyoruz. Adam geldi rez yaptırdık daha doğrusu orda parasını
ödedik işte. Onlar Lyon’a kadar devam biz Chambery’de iniyoruz.
Hemen gişeye gidiyorum rez için gişedeki kız “Bugün Lyon
PArt Diev için interrail yolcularına uygun yerimiz yok” diyor. Her trenin belli
bir interrailci kabul kotası varmış meğer. Muhammedin yanına dönüyorum
seçenekleri düşünüyorum. Railplanner’a bakıyorum içine gömülmüş halde. Adeta
bir Da Vinci’yim o an tüm seçenekler, rotalar, saatler, yerler gözümün önünde.
Hemen yeni bir rota buluyorum. Hem de daha iyi! Salak kız. Valence üzerinden
geçeceğiz. Gişede o kız yok Allahtan başka bir çocuk var saçları üç numara sempatik
bir şey. Bileti ayarlarken Turkey görünce “aa ben de küçükken Türkiye’ye
gitmiştim” falan diyor konuşuyor. Neyseki diğer kızdan daha zeki anlıyor hemen
sıkıntıyı. Önce Valence’e ordan da Barcelona’ya rez yapıyoruz. Ama rota
değiştiği için +1 saat bekliyoruz. Ana! Piyano var garda. Trende bizimle gelen
bir çift vardı çocuk meğer harika piyano çalıyormuş. Dinliyoruz : ) İnternet
yok , oyalanıyoruz. O esnada başka bi çocuk geliyor piyanonun başına ama
kafamızı şişiriyor gidene kadar. Özellikle de Muhammedin :D Neyse trene yakın
dışarı çıkıyoruz orda beklemeye başlıyoruz. Allahtan dün İstanbul kebaptan o ekmek arasını yaptırmışım yoksa bugün ölmüştük onu yiyoruz yarım yarım.. Ve sonunda trene biniyoruz.
Yarı uykulu, yarı uyanık vaziyette yolculuk… Alpler sağda,
yemyeşil. Üstü dumanlı. ,Güzel manzara gerçekten. Adamlar muntazam ekmiş
araziyi. Orada bile grafiti vardı. Valence’de iniyoruz. Yeni tren Barcelona’ya
hadi bakalım… 20:30 iniş sanırım.
Biniyoruz ki tren adeta gençlik treni. İki katlı. Yolcular
full genç.Pişti oynayan, müzik dinleyen, uyuyan, sohbet eden… Önce bi üst
katlarda tur atıp yerimizi aradıktan sonra alt katta vagon sonundaki yerimizi
buluyoruz. Diğer gençlerin yanında yolculuğa başlıyoruz. Ama biz gecede
uyumadığımız için sersem gibiyiz resmen. Yanımızda 2 kız sesli sesli gülüyor,
konuşuyor.sağ tarafımızda kağıt oynayan 4 alman kız. Birisini erkek sanmıştık
önce. (detayları atlıyorum çünkü kalemim el acıtan cinsten ve tren çok rahat
şuan biraz uyur gibi yapayım.)
Saat geldi Barcelona’da indik. Zannedersem 20:45 falandı.
Hava hala aydınlık. Metroya doğru gidiyoruz levhaları takip ederek. Metro ama
ne metro! Yani o kadar çok renk o kadar çok hat var ki! O anlık kafa
karıştırıcı gibi ama sonradan anlıyoruz ki muhteşem bir ulaşım ağı. Bizimkisi
yeşil L3. 10 luk kart alıyoruz 10 euro’ya. Liceu durağında iniyoruz. Sokağın adı
hospital. Polislere soruyorum binanın birisinde dev bir gitar posteri asılı reklam
sanırım orayı gösteriyorlar. Artık o gitar benim için 3 gün boyunca ev demek
oluyor :) Gitarın olduğu aradaki sokak hospital Street. Yol boyunca yürüyoruz
Müslüman bir bölgedeyiz. Juicy Jones’dan sağa dönünce hemen orada binamız. 5. Kat
mı . Aman Allahım asansör yok. Daracık merdivenler. Eve çıkıyoruz yorgunluk,
açlık ve uykusuzluğun verdiği rehavetle ev gözümüze biraz ruh sıkıcı geliyor.
Hemen birer duş. Ama iştah gitti. Zorla kaldırıyorum Muhammed’i hemen bir
burger king buluyoruz. Bir şeyler yiyoruz. Son enerjimizi de yemek yerken
harcadığımızdan eve zor dönüyoruz. Hemen uyuyoruz.
(ev sahibi: Hugo. Kendisi evde kalmıyor. Arada bir aksaklık
var mı diye kontrole geliyor. Banyo su sızdırıyor onu paspaslıyor, çöpleri
döküyor. 4 tane anahtar var. Biraz bıktırıcı. Bi tane asma kilit oda kapısında.
İki tane evin kapısında kullanılıyor. 1 tanesi de bina giriş kapısında. Girip
çıkarken evde kimse yoksa tek tek hepsini kilitle, can sıkıcı. Odamız büyük,
çift kişilik yatak. Mutfak da iyi. Buzdolabı çok işimize yarar bence. Ama evçok
temiz değil. Grace’in evi airbnb çıtamızı yükseltti sanırım napalım :)
Çok uzun bir gündü. Buenas noches…
| Chambery Challes Les Eaux |
| Chambery -> Valence |
![]() |
| Barcelona gençlik treni :) Hissedilen. |

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder