29 Kasım 2015 Pazar

31 Temmuz 15' Amsterdam








                                                                                                                               31.07.15 Cuma
                                                                                                                                 Amsterdam

14.Gün

Temmuz ayının son günü, hadi bakalım… Sabah 9da alarmla uyandım. Donuyorum -_- Telefonu aldım elime biraz oyalandım uykum açılsın diye, Muhammed’i de uyandırdım. Nutella ekmek kahvaltımızdan atıştırıp hazırlanıp çıktık. Asla doymuyorum aksine sabah tatlı şeyler daha da acıktırıyor beni. 10:55 treni ile Amsterdam’a geçiyoruz. Trene binmeden carrefourdan kahvaltılık sandviç, donut ve capri sun aldım. Tren diğerlerine göre çok da iyi değil, eski biraz. Şuan Hollanda sınırlarına girmiş bulunmaktayız. 14:33 iniş görünüyor Almere Central’da. Oradan Maria alacak bizi inşallah.

Playlist: Göksel-Denize bıraksam

Bu arada milli seyahat kıyafetimi söylemek istiyorum. Barcelona’dan aldığım mavi kotum, mavi boyfriend gömleğim, turkuaz şalım, beyaz ayakkabılarım, çantam ve gözlüğüm.

Saat tam 14:33 de trenden indik. Gardan çıkmak için bilet soruyor gişe gibi biyer. Allah Alaaah. Neyse ki bi abi yardım etti kapıyı tuttu biz geçtik o aradan hemen J Bi 5-10 dk gitti tabi orda oyalandık. Çıktık Maria bizi dışarda bekliyordu. Kısa saçlarından hemen tanıdım. Mavi gözler, çiller, kesin hatlar, kısa saç tam bir dutch =) Bindik arabaya gittikçe gidiyoruz. Muhammed gülüyor dağ başına gidiyoruz diye :’) Sonunda nihai hedefe ulaştık. Harika bir ev! Harika bi mahalle! Harika bahçe! Harika oda. Her şey harika <3 

Hemen hazırlanıyoruz Amsterdam’a geçmek için. Durak zaten hemen ilerde. 327 no.lu otobüs Amstel Station’a  kadar gidiyor. Çok iyi bir şoförle karşılaşıyoruz, esmer çekik gözlü muhtemelen Filipinler ya da benzer başka bir yerli. İngilizcesi çok iyi! Bizim şoförlerle kıyaslanamaz bile haha :D Önce adamcağıza yanlışlıkla Almere station demişim Amsterdam diyeceğime. O da karşı taraftaki otobüs durağını gösterip ordan binin hem daha ucuz kalan parayla da bir şeyler içersiniz dedi güldü J Karşıya geçince Muhammed söyledi Amstel dediğimi (geç olsa da ) tekrar aynı durağa geçtik 10 dk vardı gelmesine. Bi baktık ana aynı adam! Bizi gördü gülüyor, anladı hemen. Anlattık biz de bindik. Tek anlamadığımız 10 dk içinde nasıl geri döndü yol en az 30-35 dk. Allahın işi =) Kişi başı 5euro Amstel’e gitmek. Elinden geldiğince yardım ediyor bize sağolsun. İki kişilik gidiş dönüş bileti önerdi. 14 euro. Oley 6 euro kardayız. Bindik Amstel’de indik. Geri döneceğimiz yeri de sorduk tabi. E yeniden metroya binmemiz lazım. Yuh 3 euro! Bir gidiş 9 lira mı yaa yuh ki ne yuh. Güzel ama pahalı memleket. Şimdiye kadar ki en pahalı su da burda. Küçük su 2,5 euro. -_- Orda metroya binmeden önce Burger King gördük. Big King menü 5 euro diyordu zaten acıkmıştık girdik hemen. Aslında bugün bir Türk lokantasına gitmek istiyorum ama kısmet :/ Aaa patates kıvrımlı. Twisted fries’mış .İlk kez görüyorum. Tadı da değişik sanki baharatlı gibi. Yemekle birlikte bir de indirim kuponu aldık. Metroyla Amstel’den Amsterdam’a geçtik. 

Metrodan çıktığımız anda şehir başlamıştı. Kanal dolanıyor ortada yine şehir boyunca. Etraf köprüler ve o köprülerde çok güzel çiçeklerle dolu. Hiç tanımadığımız bir kız gelip birlikte resminizi çekeyim isterseniz dedi J ne güzel fikir selfieler dışında hiç beraber çekinmedik gerçekten. Kızın memleketini sordum hiç duymadığım bir yer o.O Kendi de güldü zaten pek duyulmamış bir yerdir dedi. Sonra aşağı doğru yürümeye başladık cadde boyunca. Herkes gratis rengi gibi mor bir külahta patates yiyordu ama öyle toktum ki yine de merak ediyordum L Muhammed’in müdahaleleri tabi her zaman olduğu gibi. “Olm bildiğin patates lan niye her gördüğün şeyi almak istiyorsun” gibilerinden. İlerde hediyelikçilere giriyoruz aman Allahım! Marijuana denen uyuşturucu her yerde yeşil yeşil o yaprak simgesi. Marijuanalı şekerler, kurabiyeler, kültablası, yastık aklınıza gelecek her şey. Arka tarafta da sapıkça şeyler +18 oyuncaklar vs. Neyse sadece bi magnet alacağım zaten. Biraz daha ilerde nutella shop tarzı değişik dükkanlar var aaa bimdeki benim sevdiğim waffle’dan ve bildiğin aynısı üstelik tanesi 3 euro! Peh bimdekinin paketi 3 lira diye pahalı buluyordum işe bak. Sonra Dam Square’e vardık meşhur Dam meydanı. Ortada kalp şeklinde, mor, dev çiçek. Herkes resim çekinmek için sırada. Orada bi Azrail ve fredy duruyor. Keşke resim çekinseydim. :’) National Museum’u arıyoruz. Asıl Amsterdam meydanı bence orası. Sora sora buluyoruz ama kime sorsak yabancı herkes mi turist herkes mi bugün gelmiş şansa bak. Ayrıca karşıdan karşıya geçerken ödümüz kopuyor. Bit ram bi araba bi bisiklet bi motosiklet.. Az daha Muhammed’e tram çarpacaktı :’) O kadar sessiz ki tüm araçlar. Zaten o korkutuyor bizi. Geldim geleli 2 haftadır korna sesi duymadım o.O Türkler için üretmişler bence J Şehirden trilyon tane bisiklet var. Takım elbiseliler bile bisikletli. Ayrıca taksiler Mercedes ve şoförler gömlek kravat. (bu arada Brukselde de taksiler skoda superb’di ) Neyse sonunda müzenin içinden geçip I <3 AMSTERDAM yazısını gördük. Millet etrafında orası böyle bir kalabalık, Üstüne çıkan mı dersin garip garip hareketler yapan mı ararsın saçma sapan tipler. Neyse biz de birkaç resim çekinip ilerliyoruz. İlerde büyük bi havuz var etrafında insanlar oturmuş içinde Mickey Mouse’a benzeyen iki heykel. Tam oturmalık bir yer. Hava da ılık. Hatta güneş direkt suratında resim çekinemiyoruz düzgünce o yüzden. İlerisi boydan boya çimen. Ama çok güzel dümdüz. Oturan, uzanan, uyuyuyan gençlerle dolu. Benim deyimimle kampüsistan J Arka tarafta boy boy tavşanlar hepsi çok tatlı. Tam kore, japon tarzı J En arkada da bi tan ördek J Neyse takıla takıla eve geçiyoruz. Gördüğüm her yerden bir şeyler almak istiyorum yol boyu Muhammed bi yandan kızıyor bi yandan gülüyor. Dönüşte bi müzik sesi duydum ooo parti var diye sesin geldiği yöne koştum. Anamm bi baktım arkada siyah tabela gökkuşağı var baktım ki “Gay Pride Street PArty” ooo onurlu gayler sokak partisi. Ahahaha Muhammed’e söylememle psikolojisi bozuldu çocuğun :D Gelene kadar sövdü. (çalan şarkı hala kulağımda ‘this is the part that i’m saying i dont wanna you -ariana grande- ) “ Babamın dediği gibi sallandıracan bu gavatları” falan diyor yolda gülmekten yürüyemiyorum. İyice kızdırıyorum “olm sanane kendi tercihleri” falan diye. :D :D Partiye giden tiplerle yolda karşılaşıyoruz enteresan tipler valla sakallı taytlı dar streç pantolonlu… “Ya tacize uğrasaydın” diyorum Serca’ın geçen anlattığı gibi ahahahaha. 

Geze geze eve geçiyoruz. Hava kararmadan eve geçmemiz lazım Muhammed zaten iki çekip bi yoluyor beni son otobüsü kaçırmıycaz erken gitcez gerekirse diye :’/ Metroya binip amstel’de iniyoruz. İstasyon içinde “to go” diye marketleri var oraya uğrayıp kola, cips, çikolata üçlümüzü aldık. Canım İspanya’da muzun kilosu 1euroydu burda tanesi 1 euro. Ama dikkatimi çekti markette bi kasiyerli kısım var bde kartla ödeyecekler için digital kısım ordan aldıklarının barkodunu okutuyorsun ve kredi kartını takıp ödeme yapıyorsun harika. Türkiye’de olsa nasıl olurdu diye düşünmedim değil :’D 20:36 otobüsüyle eve geçiyoruz tabi öncesinde burger kingden kuponumuzu kullanıp dondurmalarımızı alıp J Yalnız soğuktan donarken dondurma yemek? Çivi çiviyi söker mi dedik acaba.

Geldik güzel mahallemizeee… Harika bir duş alıyorum sıcacık suyla. Resmen uzun uzun duş keyfi yapıyorum. Harika bir banyo. Her detayıyla.Duşakabin zaten full teknoloji. En mükemmel evdi sanırım şimdiye kaldığımız.

Saat 22:00 ve hava hala aydınlık, güneş yeni batıyor. Türkiye de mi aynı acaba. Yüzüm ağzım çok kuruyor nedeni anlamadım sularından mıdır havasından mıdır. Kola cips keyfimizi de yapıp saat 12 gibi yatıyoruz. Mis gibi yatak, rahat uyku. Tavan arası J





Dam sq



cibi






saat:22:00


27 Kasım 2015 Cuma

30 Temmuz 15' Brüksel

                                                                                                                 30.07.15 Perşembe
                                                                                                           Paris- Bruxelles-Bruges
13. gün


Sabah 8 gibi dışardaki gürültüyle uyandım. Ama yataktan çıkamıyorum çok soğuk. 9 gibi güç bela çıktım. Muhammedi uyandırdım. Hazırlandık, birşeyler atıştırıp çıktık. Kıza da teşekkür mesajının üstüne 5 kuruş bıraktım :’) Değişik paralar topluyordu gördüm. 10:28 Amiens trenine binip 11:28 de indik. Orda beklerken arkada hemen bi kebapçı buldum, döner patatesli fln menü aldım garda beklerken yedik J 12:38 de Lille Flandres trenine bindik 14:00 de inmemiz planlanıyor. Şuan bunları trende yazıyorum. Müzik dinliyoruz. Ayaklarım üşüdü hava hala kapalı, soğuk. Bir ara yağmur yağdı. İnşallah Brüksel’de hava güzeldir. Muhammed her zamanki gibi uyuyor Zzz….

Az önce Pınar abla aradı açamadım çok yazar diye. Lille France’da indik garda internet varmış biraz oyalandık sonra trene geçtik. Bruksel Gare De Nord’da inip haritamızdan evi bulduk 10-15 dk mesafede. Garın etrafı yüksek, siyah camdan, lüks iş binalarıyla çevrili ve bazıları kendi içinde camdan köprülü huh. Yollar güzel. Zaten Brüksel ‘e girdiğimizde harika evler, bahçeler, atlar, inekler, reklamlardaki Alpler tarzında yerler gördük yol boyunca. Çok huzurlu görünüyor. Ata binen çocuklar, havuzlar, tuğladan taştan evler (filmlerdeki gibi), çok zengin bir çevre. Garajda arabalar… Sanırım şehirdeki büyük holdinglerde çalışıp buralarda sakin bir aile hayatı sürüyorlar. Evi bir yanlış denemeden sonra bulduk. Ev sahibi Pedro kapıda karşıladı bizi. İspanyolmuş. Sıcakkanlı biri. Odamız giriş katta Allahtan. Eşyaları yukarı taşımak zorunda kalmadık iyi bari bi gün için. Ev nasıl desem üç katlı ve her katındaki odalarda bizim gibi misafirlerle dolu. Bi nevi otel gibi.

Ama Bruksel buz gibi Allahım. Paris’ten bile soğuk. Hazırlanıp çıktık haritadan bulduğumuz en yakın Mc’e gittik zaman kaybetmeyelim diye paket yaptırdık trende yedik. Maalesef o ucuz güzel menüler burda yok. Zengin şehir menüler de ona göre tabii. J Çok kapalı var sanırım Müslüman nüfus burda epey fazla. 18:21 treni ile 19:30 gibi Brugge’deyiz. Muhammed’in benzetmesi “tam bir emekli albay şehri”. Etrafta koşan 60lı yaşlarda amcalar. Herkes köpeğini gezdiriyor falan. Gardan çıktık merkeze yürüyoruz. Yolda resmen bi biz varız. Bomboş çok garip. Kim yaşıyor burda. Evler çok güzel. Çok farklı bir mimari. Şehrin içinde bi çay dolanıyor. O meşhur Brüj profili. Gerçekten güzel memleket. Siyah şalımı taktım bugün ve beni yine perişan ediyor. Gider gitmez bir siyah şal alacağım hemen inşallah! Resim çekerken bi Türk geliyor yanımıza Kayserli. Antalya’da turist rehberliği yapıyormuş, tek geziyormuş. Dolayısıyla biraz sıkılıyor anlaşılan. Bi süre rehin aldı bizi ayakta muhabbet ediyoruz.  Bazı önerilerde bulunuyor bize. Neyse çikolatası meşhur dedi herkes (başta çeçe) gitmeden bi çikolata bulalım dedim ama şehir zaten hayalet şehir dükkanlar, kafeler, restoranlar kapalı, çikolata müzesi kapalı. Yol üstünde bi tane açık hediyelik eşyacı buluyoruz ama o asıl çikolatacaılardan değil burası hediyelikçi gibi işte. Oradan bi beyaz çikolata aldık kendimize. Tadı gayet sıradan Te Allahım. Ama bazı çikolatacıların önünden geçerken çok çeşitli çikolatalar gördüm eminim tatları güzeldir. Şarjım kalmış %4!! Bi şekilde gara ulaşıyoruz. Bekleme odasında 2 yaşlarında, çekik gözlü, çok sempatik, kıpır kıpır  bi kız var. Anne babasıyla seyahat ediyor. Onu çikolatayla yanıma çekiyorum J Sonra telefondaki cut the rope oyunuyla falan kaynaşıyoruz. Tam tren geldi ki (21:55 treni. Biz güya 20:30’la dönecektik) yanımızda oturan Hintli kız bana “Avrupa’da başörtsüne bakış açısı” adlı tezim için size sorular sorabilir miyim dedi. Trenden inene kadar sohbet ettik. Işid, suriye, islam, eşarp, örtünmek, kılık-kıyafet…. Çok konuşkan bi kızdı J İnecek zaman ben de merkeze gideceğim birlikte gidelim sizi götüreyim dedi. Merkeze vardığımızda saat 23:00-23:30 civarlarıydı ama Bruksel oldukça güvenli bir yermiş. No problem J Grand Palace’ın olduğu yere geldik. Dikdörtgen bi meydan etrafı saraylarla ve süslü binalarla çevrili. Ortadaki alanı gençler doldurmuş, yere oturmuşlar. Bu arada meydanda wifi de var. İşte takıldık biraz orda, kız da gitmiyor evine haha J Sonra şarjım bitti Muhammed’in de %2. Hemen maps’den evi açıp alel acele döndük. Hava buz!

Bu arada şunu yazmazsam ölürüm. Benim tuvalet sıkıntımdan Muhammed çok muzdarip :’) komik komik şeyler söylüyor iyice güldürüyor altıma yaparsam suç bende değil bilin.

“Olm insan heryerde yemek yiyemez anlarım, heryerde uyuyamaz anlarım da çiş yapamamak ney yaa!”
“Yurtdışında en çok duyacağım cümlenin –şimdi altıma yapacağım- cümlesi olacağını asla tahmin etmezdim.”
“Lan kolaları ben içiyom senin çişin geliyor!” gibi gibi gibi… :)

Ve uyku.













25 Kasım 2015 Çarşamba

29 Temmuz 15' Paris II

                                                                                                                    29.07.15 Çarşamba
                                                                                                                               Paris

12. gün

Sabah 9da zar zor uyandım. Uyumaktan kafam gözüm şişmiş resmen. Muhammed’i de uyandırdım. Saat 10 da evden zor çıktık hemen Louvre’a geçtik. İçerisi kocaman, birsürü giriş var burda birbirimizi nasıl bulacağız hiç bilmiyorum. Dolandık durduk. Mona Lisa’yı görmeyi çok istiyorum ama öyle bir sıra var ki… Ayrıca Merve’yi arıyoruz. Saat 11i geçince biraz daha oyalanıp yarın ki Brüksel biletini ayarlamaya gara geçtik. Gare De Nord. İyi ki geçmişiz. İlk etapta biraz karmaşık geldi. Hızlı tren Paris-Bruksel arasını 30 dk da alıyordu fakat en pahalı rezervasyon parasını da bunlar istedi 20 euro! Biz de yapmadık tabiki. Regional trenlerle gideriz bedavaya daha iyi. O da 4 buçuk 5 saat sürüyor bişey değil. Tren yolculuğu otobüs gibi değil. Çok rahat…


Oradan önce Notre Dame katedralini görmeye gittik, güzeldi. Güzel resimler çekindik. Hediyelik eşyacılardan hediyelerimizi aldık. Adamlar hep Müslümandı bazıları indirim yaptı bize jest olarak falan. Bi grup müzisyen vardı bir ara onları dinledik.

Ordan eiffel’e geçtik. Ha tabi öncesinde garın arkasındaki Mcdonalds’da karnımızı doyurduk. Tour Eiffel’e geçerken de carrefour’a uğrayıp kola, cips, kaju vs aldık. Eiffel manzaralı çimenlere uzanıp dinlendik. Gözüm Merveleri arıyor tabi. Sanki koca meydanda bunda insanın içinde görebilecekmiş gibi… Bir süre sonra sıkıldık. Triposo’dan bulduğumuz yerleri gezmeye gittik. 

Köprüleri… Ponte Alexandre. Yol üstünde saraylar... Oradan Şanzelize J  pardon Champ-Elysse canıms. Süper arabalar gördük ve genellikle zengin araplar. Louis Vuitton mağazı önünde sıra bekleyen kadınlar şaka gibi. Macaron sırası... Biz bir ara mcdonalds'a girdik dondurmamızı yedik dinlendik. Vee Şanzelize sonunda iamgalla’dan tanıdığım Arc de Triomphe. Ordan metroyla yine Eiffel’e geçtik. Akşam görmek istiyorudum eiffel’i ama saat 20:00 olmuştu daha geç kararır hava ohoo.. 

10 saatten fazladır dışardaydık. Muhammed’e “eve mi gidelim?” dediğimdeki bakışı o tepkileri unutamam zaten :’D Parisde wifi olayı da çok kötü bi tane free wifi bulamadık resmen. Ta ki en son Eiffel’in arkasındaki banka gelene kadar. Hemen bağlandım Merve’ye yazdım. Saat 1e kadar beklemiş bizi. L Çok mahcup oldum. Öyle böyle değil. O esnada üşütmüştüm zaten karnımda korkunç bir ağrı. İletişimsizliğin sebebi Merve Louvre metro durağında demiş ben direkt Louvre’da anlamışım. Demek ki uyku sersemliği L Neyse ki oteldeymiş şimdi. O bitmişlikle Muhammed duyunca bi sarsıldı çocuk ağlayası geldi ama sağ olsun gittik yine de Mervelerin otelin oraya gönül alma babında. Kız 2 gündür bizi görmeye çabalıyor L Gittik İlker, Merve, Apo metro durağından aldılar bizi. Önce oradaki carrefour’a girdik küçük nutella ve konserve mısır aldık. Sonra Subway diye sandviç yapan bir yer vardı oraya gittik. Açık büfe tarzında. Bize sandviçler çok hitap etmedi açıkçası. Ama maksat dostlarla takılmaktı zaten. 11 e kadar birlikteydik. Komik anılarımızı anlattık. Çok güldük : )))) Sonra eve geçtik. Valizleri toparladım. Alarmı 9a kurup yattım.

Bu arada kızın tuvaleti çok marijinaldi keşke resmini çekseydim. Duvarlar- kapı full dolu posterlerle, paralarla, kartpostallarla, türlü türlü şeylerle. Tarz bi evdi ve de temiz. Ee kız evi ne de olsa J





Mc first kalp biz. Yapıştırmalı şeyi de bebe aldı o neyse artık













Ladure macarons- üzgünüm bu sıra bekleyemezdim


parayla rezil olmak

bunun adı dram'dır.

Merve'm caponum.