3 Nisan 2016 Pazar

My Silver Lining

Uzun zamandır oturup bir şey yazamadım. Çünkü günlük anca bitti. Sadece hafta sonları geçirebiliyordum.

Bu arada ben burayı günlüğümü dijital ortama da aktarmak için kullanıyordum. Muhammed de istediği zaman girsin okusun o elimden düşürmediğim kutsal defterimde ne var, ne yazıyor diye merak ettiği için hem de tüm bunları hatırlasın diye :) Meğer burası halka açık "public" bir gezi sayfası olmuş çıkmış şok oldum :) Öğrendikten sonra sadece kardeşime açık yaptım ama sonra gerek olmadığı kanısına vardım bizim gibi gezecek olan genç insanlara kaynak olsun, fikir olsun, ilham olsun. İmkansız diye bir şey yok şu dünyada. Bu arada sevgili okuyucular istediğiniz soruları sorabilirsiniz. Ben çok soruyorum da...

Gelelim bugün neden buradayım. (?)

Aslında sır olarak sakladığım bir haberi paylaşmaya geldim. Yoksa haberler yeni değil aslında.

18 Temmuz 2016 Seoul-İstanbul biletim hazııııııır!!!

Evet önce Tokyo değil Seul çünkü öyle hem daha ucuzdu hem de Güney Kore sempatim de var malum :)

Bu neden çok önemli biliyor musunuz. Çünkü çocukluğundan beri animeyle, Tsubasayla, Pokemonla, Narutoyla, Bleach ile, One Piece ile, Japon kültürüne aşık şekilde büyümüş çat pat Japonca da konuşabilen birisinin en büyük hayali. En ama en büyük. Bilemezsiniz.

Neden mi önce Avrupa'ya gittim Japonya yerine. Çünkü biletler çoook pahalıydı dostum. Gidiş dönüş 2000 lira hatta fazlası. Ve iki kişi olduğumuz için sadece bilete 4bin liradan fazla vermek fazla gelebilir diye. Oysa ki düşününce bizim toplam harcamalarımız da neredeyse aynıya geldi =)

Şimdi gelelim kötü habere. Muhammed yaz okuluna kalmış!! Lanet olsun yalnız gidiyorum.



2014-2015 Tatil Özeti..

Her şeye rağmen tüm zorluklarıyla, güzellikleriyle, tecrübeleriyle çok güzel bir tatil oldu. 
Fazla söze gerek duymuyorum. Arkamızda yeterince anı bıraktık. Yeterince de fotoğraf.. 
Yol arkadaşım 21 yıllık en iyi arkadaşımdı.
Yeni bir tatilde görüşmek üzere...
Büşracığımın doğum günü hediyesi "canım günlüğüm"



Kim o bana vize vermeyen?




07 Ağustos 15' Budapeşte -son-

                                                                                                          07.08.15
                                                                                                          Budapeşte
21.gün

Sabah alarmla uyandım 08:30 gibi hemen hazırlanıp çıktık.

Önce metro son durak ordan da 200E hava alanı 2/BT de indik. Online check in yapmış olduğumuz için ve teslim bagaj olmadığı için direkt geçtik. Bekleme salonunda Muhammed oturdu internette takılmaya çalıştı. Ben de duty free mağazalarda dolandım. Sabah dün aldığımız şeyleri ısıttık ama ben pek yiyemedim. Sadece hasta olduğum için ve ilaç içmem gerektiği için biraz zorladım kendimi az bir şey yiyip ilacımı içtim. O yüzden şuan açım. Ama hava alanı her zaman olduğu gibi çok pahalı. Su 2,5 euro. Neyse vakit geldi. Kapı anons edildi. 8B bizimkisi. 2 el bagajı parası ödemiştim zaten bilete artı olarak (ryanair bagaj için para alan dandik firma bdaha kullanmam). Sırt çantası kol çantasına bile olmaz dediler. Yuh. En ucuz, kalitesiz şirket bu olsa gerek. El çantasına da mı para ödeyeceğiz. Türk şirketlerinin değerini şimdilerde anlıyorum J  Neyse patlama pahasına doldurduk valizi. Bu arada tam uçağa götürecek otobüse bindik telefonumu valizleri boşalttığımız yerde unuttum sandım bir panik oldum!!

Bindik uçağımıza 11:10-14:00. 3 saat hey gidi… Muhammed müzik dinliyor ben de her zamanki çaresizliğimle baş başa uyumaya çabalıyorum. Hostesler servis yapıyor kalan 4 euro ile orta boy peynirli sandviç alıyorum. Saate bakıyorum daha 12:30. Zaten uçak geç havalandı 11:30 gibi. Neyse 3te biri gitti yolun derken anons gelmesin mi alçalıyoruz diye ben şok! Sevinçten öldüm haha J 825 km hızla gittiğimizi söylemişlerdi evet ama… Yarım saat içinde iniş gerçekleşecektir dedi ve evet gerçekten 13:00 İstanbul. 1saat 20dk erken J
İndik ettik derken saat 14:00 oluyor neyse. Sıkıntı burdan eve nasıl gideceğimiz şimdi =) Otobüs geçmiyor, ya havaşa binip merkeze ordan da otobüse ya da taksiyle kurtköy’e servis noktasına. Ya da benim tercihim blabla car. Birkaç kişiye mesaj atıyoruz tabi Muhammed’den cesaret alıyorum yoksa nerde ben de o cesareeet. Şu halde bile profillerini tek tek inceliyorum, yorumları.. Bir kaçıyla haberleşiyoruz.

Ben sonunda Ali ismindeki 32 yaşındaki sürücüyle anlaşıyorum. Bizi hava alanından almasını rica ediyoruz taksi yerine size ödesek biz buraları bilmiyoruz diyoruz sağ olsun gelip alıyor bizi 06 plaka gümüş rengi passat. Araba klimalı gayet güzel. Ali Bey de subaymış. Evli. Eşi PDR’ci. 2 oğlu varmış. Hakkari’den İstanbul’a tayini çıkmış. Kendini çok iyi geliştirmiş bir adam. Yolda da benzin almaya durdu biz de hemen yemek yedik o fırsatta, bekledi bizi sağ olsun. Trafik çok iyi, hava aydınlık. Ankara’ya kadar sohbet muhabbet gidiyoruz. Ankara’ya girdiğimizde yenice hava kararıyor. Radyoyu açtık herkes sustu müzik dinleyerek vardık son durağa. 4sa 20 dk sonunda Batıkent metrosundaydık. Harika bi süre. 70 lira ödedik. Harika bir yolculuk geçirdik. Hem kısa, hem rahat. Ordan da metroyla dikimevi.

Babam çoktan gelmişti. Eve gittik. Canım teyzem de birkaç gün önce ayağını kırdığı için bizde çocuklarla. Gördüğüme çok sevindim. Annem ve canım yemekleri <3 Gerçekten annemin yemekleri için şükretmem lazım her gün. Best chef eva! Mercimek çorbam, pirinç pilavım, fırında köfte patatesim, salatam, üzümüm, karpuzum. Ohhhh.. Az yiyebildik mide küçüldü iyice ama midemiz bayram etti valla. Muhammed “sonunda çorbana kavuştun” diyor.


Budapeşte-İstanbul

21 Mart 2016 Pazartesi

06 Ağustos 15' Budapeşte II

                                                                                                                                   06.08.15 Prş
                                                                                                                                     Budapeşte
20.gün

Bugün Allah'ın izniyle son gezme günümüz. Saat 10'dan sonra alarmsız uyandım. Bugün freestyle... Dün burger king'den neyime güvenip double whooper söyledim bilmiyorum ki. İki ısırık alıp bırakmıştım. Neyse kalan hamburgerimi yedim. Yine et. huylandım kaşınıyorum.. 1 yıllık et stoğum doldu.

Musa da gece hastalanmış. Gidince yapılacak pek çok iş var nasipse. Rümüş'e, Muhammed'e, annemlere kıyafet alınacak. Pasta, aksesuarlarım, ikramlar, yüzükler... Çarşamba günü Musa gelecek inşallah Mustafa&Merih düğününden sonra. Takımı da hallederiz belki. Ayakkabılar ve çanta içini. Kuaförle de konuşmak lazım.

Saat 14:30 da Muhammed'i uyandırdım artık. Yuh diyorum! :) Hazırlandık 3 gibi çıktık ama güneş fena. Muhammed niye acele ettin diye kızıyor ama sıkıldım napayım. İlerideki bakery (fırın) tarzı yerden ona bi dilim pizza aldık evde çay, kahve, şeker vs vardı. Evde yedi. Saat altı buçuğa kadar falan yeniden evde oyalandık. Sonra çıktık...

Önce Royal Palace'a. Şehrin panoramik görüntüsü gerçekten de güzeldi. Gece vs gündüz bambaşka oluyor her şehir.. Dönüşte Arany Jones metro çıkışımızdaki dönerciye uğradık. Döner-kola bugünkü menümüz. Ordaki Macar kız Türkçeyi öğrenmiş hem çok komik hem çok tatlı :)) ayrıca burası ok ucuz! Evet ekmek çok minik ama içi dolu ve artık zaten midemiz de küçüldü. 600 huf ödüyoruz kişi başı 2 euro falan!!!! Dün burger yediğimize iyice pişman oldum. Budapeşte diğerlerine göre daha ucuz bir şehir. Sonrasında dondurmalarımızı da yiyip markete uğradık. Alacak şey pek bulamadık. Cips, kola vs aynı şeyler yine.. Sandviç tipi bir şey bulamadık sabaha kahvaltılık olarak. O yüzden sabahki fırından bir şeyler aldık sabah mikrodalgada ısıtır yeriz diye.

Eve geldik.
Ve son gün uykusu <3












11 Şubat 2016 Perşembe

5 Ağustos 15' Budapeşte

                                                                                                                               05.08.2015 Çrş
                                                                                                                               Viyana-Budapeşte

19.gün

Saat 08:30'a kurmuştum alarmı. 08:50 gibi kalkabildim. Hemen birer muz yiyip çıktık. Tren 10:12de. 4 bilet de elimde patladı validate ettirmeden. Keşke birine satabilsek diye içimizden geçirdik. Neyse artık Viyana hatırası olsun :) Ama o parayla 2 tane hediye magnet alırdım diye üzüldüm. Biletlerden magnet yaparım ben de :p

Trene bindik yine rezervasyonlu. Bu sefer temelli ayaktayız. Mal gibi herkesle yürüyen merdivenin tam çıkışında beklersek öyle olur. Bir de vagondan geç çıkan iki beyinsiz sayesinde tabi.. Uzun uğraşlar sonucu merdivenlere bari oturabildik. Son tren yolculuğumuza bak! =) Çantaları attık tabi vagonlara. 2 buçuk saat sonra Budapeşte'de görünüyor tren inşallah. Gece de tuhaf tuhaf rüya gördüm hayrolsun (!). 15 euro nakit paramız kalmış harcamalık. Euro 3,5 olmuş Türkiye'de yuh! Allah'ım ben gitmeden düşmez inşallah. Elimde kalanı da çevirtirdim. Kredi kartım burada aldı başını gitti tabi komisyon farkıyla..

Ah Barcelona.. özlüyorum seni. Gidince ilk işim İspanyolca öğrenmek! Enrique adamın dibi :) Katalanlar artık adamımdır.

Trenden inip gerekli metro aktarmalarını yaptıktan sonra Ar Jonas durağında inip Nyugati yönüne ilerliyoruz. #39 numara 5 dk falan. Ev sahipleri tatilde.Evi temizlemesi için bir kız ayarlamışlar Blanka isminde lise öğrencisi hoş bir kız. Eve yarım saat erken geldiğimizden işleri tam bitiremedim diyor. Sorun yok dedim. Ardından kapı çalıyor arkadaşı geliyor (bf) elinde 2 su bi tanesi soda bi şişe de şarap ev sahibi göndermiş hediye olarak hahaha =)) Ev sahibinin jestine bak. Onun yerine bi kola bi icetea alaydın daha makbule geçerdi. Kızlar bize gerekli şeyleri anlatıp gidiyor. Bu arada tabi ki şarabı onlara veriyorum biz kullanmıyoruz size hediye edelim diyoruz. Evde baya takılıp dinleniyoruz iyice. Evin yapısı da bi farklı. Ahşap merdivenle yukarı ahşap bir bölme çıkıyor ayrı bir oda gibi çift kişilik yatak var falan içinde priz vs. Fotoğrafta pek belli olmamış ama hatta hapishane gibi çıkmış ama :)

Saat 18:00 da yemek yemeye çıkıyoruz bi .İndiğimiz metro durağının arkasında bi Burger King vardı 4sq sağolsun çok işimi gördü. Aslında oraya gitmeyecektik ama ters yürümüşüz. Yemeğimizi yiyoruz ve benim yaptığım bomba olay: ben ki whooper junior ile doyan insan normal değil double değil triplle whooper söylemiyim mi Muhammedle birlikte. Senin etin neee budun ne söyle normal bari ye gitsin haha tabiki bitiremiyorum. Geri eve dönüyoruz. İki buçuk saat sonra hazırlanıp çıkıyoruz. Dondurmalarımızı alıp sahile iniyoruz Tuna boylarına... Köprünün ışıklandırması, görüntüsü çok güzel gerçekten. İlerde parlemento binaları var ki harika, binanın üstünde uçuşan şeyleri anlayamamıştık uzun süre meğer kuşlarmış yoğun ışıktan tuhaf görünüyordu. Karşı tarafta Royal Palace var yine her yerde olduğu gibi. Bolca kiliseler.. Etrafta insanlar içki keyfinde.. Normal yani dediğim gibi su 2 euro içki 1 euro. Adamlar hayvan gibi şiyapıyo :)) Saat

23:00 gibi evimize dönüyoruz. Bu arada kıyıda wifi da vardı. Uçak bileti konusunda da yine salaklık edip 60 lirayken almadım şuanda 125 liraya çıkmış durumda İstanbul-Ankara arası.  Oof off her gün artıyor. Son şans yarın kontrol etmek artık.. Budapeşte-İstanbul 100 lira, İstanbul-Ankara 125 haha.
-_-


Best News: Musa zayıflamış. Çok mutluyum. Çok yakışmış yüzüne maşallah. Nazarım değmesin. Nişana kadar inşallah iyice zayıfar <3

İyi geceler..
Son tren yolculuğu






24 Ocak 2016 Pazar

4 Ağustos 15' Viyana

                                                                                                                             04.08.15 Salı
                                                                                                                                   Vien


18.Gün

Sabah 9. Rutinler.. Kalan 50 cz paramızla marketten cips ve rafaelo aldım. Geçen canım istemişti Berlin’de ama pahalıydı almamıştık. Berlin’den magnet ve alman çikolatası alamadım yetiştiremedim.  L Prag’dakiler de kötüydü beğenmedim diye almadım.  Güzel olanlar da 5-6 euroydu ki Prag fiyatlarına göre şaka gibi bir rakam.

Gara geldik ki herkes Viyana treni bekliyor arkadaş. Neyse ki tren güzel dünkü gibi değil üstelik rezerv olmuşsa yukarda yazıyor falan sonradan biri gelip seni kaldırmıyor süper sistem =) Muhammedle aynı yere oturamadık. Ben Koreli bi aileyle oturdum dört kişilik kısımda. O da bi çocukla oturdu. Ön taraf çarprazımda Londra’lı bi kız, Amerikalı bi adam ve 2 koreli çocuk var keşke onlarla otursaydım çok eğlenceliler onları dinliyorum.. Sonradan koreli çocuğa selam verdim konuşmaya başladık şok oldum benim öğrencilerimden iyi İngilizcesi var. Cipsimizi paylaşıyoruz. O bana köreden getirdiği bisküvilerinden hediye ediyor tam bi tatlış. Bildiğim korece kelimeleri söylüyorum şok oluyor =)))) Aklım valizlerde. Yan vagonda kaldı diye. Sonradan Muhammedin yanına geçtim boşalmıştı. Karşımızda yine Asya-Avrupa farklılığını gözler önüne seren bir çift vardı. Neyse bi ara içecek cips falan almaya gittim tren durduğunda aşağı indim makinelerden alayım diye sonra düdük sesi gelince geri bindim trenin restoranına gittim ama sonra dönerken Muhammed’i göremedim tur attım resmen yanlış trene bindim sandım kalp krizi geçirecektim. Muhammed nerde ineceğini napacağını bilmiyor diye çıldıracaktım çocuğumu kaybetmiş gibi oldum yemin ederim. Neyse otururken inmeye beş dk kala orda asılı bi dergiyi aldım göz atıyordum U-bahn hatlarına baktım nasıl olmaz burda diye oh kurtulduk bi tren gereksiz aktarmadan varmış tabiki.

 İnip metro bileti aldım bugün ve yarına. Allahım ne kadar lüzumsuzum!! Ne kontrol var ne bir şey. Yarınki biletler boşa gitti L Neyse indik bindik derken oteli bulduk. Adından anladığım gibi (Lehrerhaus) öğretmenevi. 3. Kat 310 numara ama otelin yapısı çok garip. Koridor içinden koridor, kilit üstüne kilit. Devlet hazinesi sanki. Oda güzel ama internet çekmiyor! 2. Kez airbnb kullanmadığım için pişman oldum. Duş aldım güzelce saçlarımı taradım günlerdir dökülüp duruyordu.

 Önce tam altımızdaki Billa marketten meyvesuyu, kek, çikolata, cips falan aldık. Sonra yakın görünen Mcdonalds’a gittik ama zor bulduk gerizekalı yeri. Ordan u-bahn ile merkeze gittik, gezmeye başladık. Yol üstünde “free kürdistan” diye bir stant. Türkiye’nin utanç tablosu diye ölen leşlerin resimlerini asmışlar karanfil falan. Anonsla konuşuyorlar, bildiri birşeyler dağıtıyorlar kağıtla. Muhammed gıcık oldu almadı kağıdı sonradan pişman olduk ne yazıyordu bakardık diye. Aleni Türkiye’yi kötülüyorlar çat pat Almancamla bile anladım. Muhammed karşı kaldırımdan resimlerini çekti haha onlar da bizi çekmiş. Deli mi ne J Işid mi sandılar nedir ya da Türk olduğumuzu anladılar illa ki. Sonra diğer yerler.. Allahım yaz günü, turistin akın ettiği bir zamanda her yerde yapım, inşaat mı olur yaa mal mısınız. Neyse bir saate yakın Karlskriche’nin bahçesinde oturduk. Ayaklarımı havuza soktum dinlendirdim. Ordan rathaus’a bizim o tarafa geçtik saat 21:00 gibi hava ağır ağır kararıyor. Rathaus Platz’ın ışıkları yanmıyor çünkü bahçesinde 2015 film festivali var. Cafeler, seyyar modda restoranlar, cıvıl cıvıl, içkiler.. Herkes ekrana bakıyor. Epey dolandık karanlık parkta kulelerin resmini çekmeye çalıştık. Saat 22:30 gibi otele geçiyoruz.


İnternet çilesi başlıyor. Koridorda takılıyoruz falan ama olmuyor. Millet odadan dışarı çıkıyor yanlış anlaşılacak ya da rahatsız olacaklar diye lobiye iniyoruz.ORdaki çocuğa söylüyorum lobide takılıyoruz ama burda da internet çekmiyor. Amaan diyip yarım saat sonra yukarı çıkıyoruz. Koridordayken lobideki çocukla karşılaştık yine. “Merhaba” demesin mi! Yuh. Türk müydün. Ula niye Türkçe konuşmadın aşağıda. Gerçi tipi Türktü ama ne bileyim Türklere İngilizce bir şey deyince genelde tipimizden anlayıp Türk müsünüz falan derlerdi.  Haha. 

Neyse kola cips keyfi.. Uyku











hadi hep beraber buraya bakıyoruuuz :P





23 Ocak 2016 Cumartesi

3 Ağustos 15' Prag

                                                                                                                       03.08.2015 Pts
                                                                                                                              Prag


17.Gün:

Sabah 9da uyandım. Hazırlanıp yola koyulduk. 10:46 Prag treni. Ha bu arada dün eve geçmeden önce HBF’de inip gebermeyesice TIEF’i bulalım demiştik, çok iyi etmişiz. Allahım çok kalabalık. Tuhaf tren. Şu adını getiremedim hani oturacak yerleri ayrı, kapalı olurya kuşet miydi yaa. İşte neyse… Ayakta kaldık. Muhammed valizlerle araya oturdu ben de koridor üzerinde tekli bi koltuğa. İnşallah Dresden’de inerler de otururuz. Neyse ki indi birileri oturdum ama Muhammed oturamadı arka tarafta bir yer buldu oraya oturdu. Allahım yanımdaki ne garip aile, acaba nereliler esmer esmer. Dillerinden hiç birşey anlamadım hiç de haz etmedim. Bi süre sonra Muhammed’in koltuğuna birisi gelmiş bi süre ayakta dikildi sonra kadının kocası arka taraflara gitti oraya oturdu şükür inene kadar. Vaktinden 35-40 dk geç vardı tren. Yolda tanıştığım kız demişti zaten Almanya’da trenler hep geç kalır diye. Sonunda iniyoruz.

 Otel gara çok yakın birkaç dakika. Hatta direkt garın çaprazında diyebilirim. Optelova Hostel. Girip biraz dinlenip yemek yemeye çıkıyoruz.

Fsq’den baktım İstanbul kebab var tabi yine yakınlarda. Övmüşler. Oraya gidiyoruz zaten dibimizde. Mercimek çorbası ve döner menü söyledik. En gıcık olan şey para birimleri Euro değil CZ. Neyse ama diğer ülkelerden  daha ucuz. Tuhaf olan şey herkes bi garip, tipleri acayip.. Yollarda tövbe estağfurullah diye diye geziyoruz. Adam kart geçmiyor bizde deyince koşup karşıdaki dövizciden bozdurdum 20 euroya 530 CZ falan verdi. Yemeğimizi yerken arkamızdan Türk kafile geldi. Adi adam onlardan Euro kabul etti -_- Yemeğimizi yiyip gara geçtik metroya falan binelim diye. Allahım böyle karışık bir şey görmedim ben. Hemen haritadan baktım gideceğimiz yer 1,4 km. Ohoo diyip yola koyulduk. Yeter ki o saçma hatlara binmeyelim de. Okunuşları da farklı zaten. Yürüye yürüye buranın merkezi diyebileceğimiz Old Town Square’e geldik. Şehirde her yerde “Bohemian” yazıyor. Evet tam bir bohem havası, benim sevmediğim türden. Meydana geldiğimizde uzun saçlı, bol pantolonlu, üstü çıplak işte tam o bohem adamlardan birisi müzik yapıyordu darbukamsı davulumsu bir şeyle. Duyduğum en güzel sokak müziklerinden birisiydi diyebilirim. Oynuyoruz resmen durduğumuz yerde. Sol tarafta bir çocuk topla gösteri yapıyor futbolcu tipli. Geride bi yılan oynatıcısı.. Ordan Charles Bridge’ geçip karşı taraflarda dolanıyoruz. Köprünün olduğu kısımda manzara güzel. Karşıya geçince de zaten ördek, kuğu gibi şeyler vardı. Geçerken Franz Kafka müzesine uğradık. Orda da yakuza tipli adamlarla karşılaştık lüks arabalardan indiler japon galdaşlarım. Bahçede de peeing men heykeli vardı meşhur işeyen çocuk haha. Birer dondurma yedik uzun zamandır milkshake yemiyorduk 1euroluk milkshakeler bittiğinden beri J e bulmuşken bir MC’e girdik hemen. Burda da 1,5’a falan yedik. Zaten bozdurduğum 20 euroyu harcamaya çalışıyordum. Orda bir japon sandığımız çocuk vardı yıllardır orda yaşıyormuş Vietnamlıydı sanırım. Dönüşte markete uğradık yol üstünde bi ana caddedeki. M&M, LAys, meyvesuyu ve en önemlisi “HALK” kek aldık hahaha. Yuh yaa halk bildiğin :D Meyve de almak istedim ama sinekler uçuşuyordu Yavaş yavaş eve gidiyoruz, Muhammed’in ilacının etkisi geçti, sürünerek gidiyor :’)

Sonunda oteldeyiz. İnternet çok yavaş. Yarın Viyana’daki otele gitmenin kolay yollarıyla uğraşıyorum epey. Birisi “çak bi selam” dinliyor hostelde haha.
Bu arada resimlerden görüleceği üzere Prag’da öyle isteksiz öyle suratsızdımki sebebini bilmiyorum yorulmuştum sanırım o sıralar. Onun verdiği ruh haliyle de Prag’a gıcık kapmıştım şimdi gitsem değişik duygular mı beslerim bilemiyorum..


Saat 00:00 Zzz…









5 Ocak 2016 Salı

2 Ağustos 15' Berlin II

                                                                                                                                                                                                                                                                                                  02.08.15 Pazar
                                                                                                                                                                                                                                                                                                     Berlin
16. gün


Saat 9:30 gibi uyandık. Gece çamaşırlarımızı da yıkamıştım Allahtan. Sağolsun Sinh kendi de evde kalmadı dün zaten. Hazırlanıp çıktık. Önce köşedeki Türk pastanesinden kahvaltı yaptık. Sucuklu susamlı poğaça, küçük sandviç, çay, meyve suyu. Sonra trene. Alıştım artık duraklara. Birkaç önemli hat var onları bilsen yetiyor. Ev sahibi de 11:30 dan sonra ev hazır demiş, acele etmeden gidiyoruz. 

Gerekli aktarmalardan sonra Charlottenburg durağındayız. Ev neredeyse 1 km uzaklıkta vardı herhalde. Çantalarla yürümek gerçekten zor. Saat 12 gibi evin önündeyiz. Zile basıyorum açan yok. Bernd’i arıyorum açmıyor. Yarım saat oturduk kapının önünde. Airbnb’yi aradım. 1 saat bekleyip ulaşamazsak başka yer ayarlanacakmış. 12:40 gibi Bernd arıyor. Tarif ediyor. Başka birisinin ziline basıyoruz.Bir kadın gelip evi açıyor, tanıtıyor. Anahtarı alıyoruz. Allaalla ev resimlerdekinden, beklediğimden çok daha güzel. Biraz dinleneyim diye uzanıyorum Muhammed’de o ara duşa girip yatmış.

Bi uyanıyorum saat 16:30!! Kalkıp hazırlanıp çıkıyoruz.Yemek yiycez ve her zamanki gibi lüzumsuzluk yapıp ilk bulduğumuz yerde yemiyoruz. Neyse sonradan cadde üstünde küçük bir yerde döner-kola yapıyoruz. Tabi siz döner dediğime bakmayın. =)) Abi de Mersinliymiş. Türkiye’ye gidip gelmiyormuş nasıl yaa. Arada bir git bari. Neyse binip Berlin Dome’a geçiyoruz. Oradaki Hintli bir satıcıdan istediğim Rus kalpağını buluyorum. Türkiyedekiyle yarı yarıya! Biraz ilerdeki MC’e oturup birer dondurma yiyoruz. Ordan binip Nordbahnhof’a Berlin duvarına geçiyoruz. Daha doğrusu kalıntılarına, anıtına. Duvar mahalle duvarı gibi. Çok yüksek de değil. E ben burdan atlar kaçardım dedim kiii orda kaçarken ölenlerin resimlerini, anıtları gördüm. Genç, yaşlı, bebek bile vardı. Onları da kaçarken ya askerler öldürmüş ya da yakalanacağını anlayıp kendini öldürmüşler. 

Oradan eve geçiyoruz. Hava karardı. Saat kavramının pek de farkında değiliz. Açık bakkal bulamıyoruz cipsimiz eksik yine.  Akşamüzeri dönerimi bitirememiştim yine. Onu kolayla bitirip her zamanki saatimiz 00:00 da yatıyoruz.