24 Ocak 2016 Pazar

4 Ağustos 15' Viyana

                                                                                                                             04.08.15 Salı
                                                                                                                                   Vien


18.Gün

Sabah 9. Rutinler.. Kalan 50 cz paramızla marketten cips ve rafaelo aldım. Geçen canım istemişti Berlin’de ama pahalıydı almamıştık. Berlin’den magnet ve alman çikolatası alamadım yetiştiremedim.  L Prag’dakiler de kötüydü beğenmedim diye almadım.  Güzel olanlar da 5-6 euroydu ki Prag fiyatlarına göre şaka gibi bir rakam.

Gara geldik ki herkes Viyana treni bekliyor arkadaş. Neyse ki tren güzel dünkü gibi değil üstelik rezerv olmuşsa yukarda yazıyor falan sonradan biri gelip seni kaldırmıyor süper sistem =) Muhammedle aynı yere oturamadık. Ben Koreli bi aileyle oturdum dört kişilik kısımda. O da bi çocukla oturdu. Ön taraf çarprazımda Londra’lı bi kız, Amerikalı bi adam ve 2 koreli çocuk var keşke onlarla otursaydım çok eğlenceliler onları dinliyorum.. Sonradan koreli çocuğa selam verdim konuşmaya başladık şok oldum benim öğrencilerimden iyi İngilizcesi var. Cipsimizi paylaşıyoruz. O bana köreden getirdiği bisküvilerinden hediye ediyor tam bi tatlış. Bildiğim korece kelimeleri söylüyorum şok oluyor =)))) Aklım valizlerde. Yan vagonda kaldı diye. Sonradan Muhammedin yanına geçtim boşalmıştı. Karşımızda yine Asya-Avrupa farklılığını gözler önüne seren bir çift vardı. Neyse bi ara içecek cips falan almaya gittim tren durduğunda aşağı indim makinelerden alayım diye sonra düdük sesi gelince geri bindim trenin restoranına gittim ama sonra dönerken Muhammed’i göremedim tur attım resmen yanlış trene bindim sandım kalp krizi geçirecektim. Muhammed nerde ineceğini napacağını bilmiyor diye çıldıracaktım çocuğumu kaybetmiş gibi oldum yemin ederim. Neyse otururken inmeye beş dk kala orda asılı bi dergiyi aldım göz atıyordum U-bahn hatlarına baktım nasıl olmaz burda diye oh kurtulduk bi tren gereksiz aktarmadan varmış tabiki.

 İnip metro bileti aldım bugün ve yarına. Allahım ne kadar lüzumsuzum!! Ne kontrol var ne bir şey. Yarınki biletler boşa gitti L Neyse indik bindik derken oteli bulduk. Adından anladığım gibi (Lehrerhaus) öğretmenevi. 3. Kat 310 numara ama otelin yapısı çok garip. Koridor içinden koridor, kilit üstüne kilit. Devlet hazinesi sanki. Oda güzel ama internet çekmiyor! 2. Kez airbnb kullanmadığım için pişman oldum. Duş aldım güzelce saçlarımı taradım günlerdir dökülüp duruyordu.

 Önce tam altımızdaki Billa marketten meyvesuyu, kek, çikolata, cips falan aldık. Sonra yakın görünen Mcdonalds’a gittik ama zor bulduk gerizekalı yeri. Ordan u-bahn ile merkeze gittik, gezmeye başladık. Yol üstünde “free kürdistan” diye bir stant. Türkiye’nin utanç tablosu diye ölen leşlerin resimlerini asmışlar karanfil falan. Anonsla konuşuyorlar, bildiri birşeyler dağıtıyorlar kağıtla. Muhammed gıcık oldu almadı kağıdı sonradan pişman olduk ne yazıyordu bakardık diye. Aleni Türkiye’yi kötülüyorlar çat pat Almancamla bile anladım. Muhammed karşı kaldırımdan resimlerini çekti haha onlar da bizi çekmiş. Deli mi ne J Işid mi sandılar nedir ya da Türk olduğumuzu anladılar illa ki. Sonra diğer yerler.. Allahım yaz günü, turistin akın ettiği bir zamanda her yerde yapım, inşaat mı olur yaa mal mısınız. Neyse bir saate yakın Karlskriche’nin bahçesinde oturduk. Ayaklarımı havuza soktum dinlendirdim. Ordan rathaus’a bizim o tarafa geçtik saat 21:00 gibi hava ağır ağır kararıyor. Rathaus Platz’ın ışıkları yanmıyor çünkü bahçesinde 2015 film festivali var. Cafeler, seyyar modda restoranlar, cıvıl cıvıl, içkiler.. Herkes ekrana bakıyor. Epey dolandık karanlık parkta kulelerin resmini çekmeye çalıştık. Saat 22:30 gibi otele geçiyoruz.


İnternet çilesi başlıyor. Koridorda takılıyoruz falan ama olmuyor. Millet odadan dışarı çıkıyor yanlış anlaşılacak ya da rahatsız olacaklar diye lobiye iniyoruz.ORdaki çocuğa söylüyorum lobide takılıyoruz ama burda da internet çekmiyor. Amaan diyip yarım saat sonra yukarı çıkıyoruz. Koridordayken lobideki çocukla karşılaştık yine. “Merhaba” demesin mi! Yuh. Türk müydün. Ula niye Türkçe konuşmadın aşağıda. Gerçi tipi Türktü ama ne bileyim Türklere İngilizce bir şey deyince genelde tipimizden anlayıp Türk müsünüz falan derlerdi.  Haha. 

Neyse kola cips keyfi.. Uyku











hadi hep beraber buraya bakıyoruuuz :P





23 Ocak 2016 Cumartesi

3 Ağustos 15' Prag

                                                                                                                       03.08.2015 Pts
                                                                                                                              Prag


17.Gün:

Sabah 9da uyandım. Hazırlanıp yola koyulduk. 10:46 Prag treni. Ha bu arada dün eve geçmeden önce HBF’de inip gebermeyesice TIEF’i bulalım demiştik, çok iyi etmişiz. Allahım çok kalabalık. Tuhaf tren. Şu adını getiremedim hani oturacak yerleri ayrı, kapalı olurya kuşet miydi yaa. İşte neyse… Ayakta kaldık. Muhammed valizlerle araya oturdu ben de koridor üzerinde tekli bi koltuğa. İnşallah Dresden’de inerler de otururuz. Neyse ki indi birileri oturdum ama Muhammed oturamadı arka tarafta bir yer buldu oraya oturdu. Allahım yanımdaki ne garip aile, acaba nereliler esmer esmer. Dillerinden hiç birşey anlamadım hiç de haz etmedim. Bi süre sonra Muhammed’in koltuğuna birisi gelmiş bi süre ayakta dikildi sonra kadının kocası arka taraflara gitti oraya oturdu şükür inene kadar. Vaktinden 35-40 dk geç vardı tren. Yolda tanıştığım kız demişti zaten Almanya’da trenler hep geç kalır diye. Sonunda iniyoruz.

 Otel gara çok yakın birkaç dakika. Hatta direkt garın çaprazında diyebilirim. Optelova Hostel. Girip biraz dinlenip yemek yemeye çıkıyoruz.

Fsq’den baktım İstanbul kebab var tabi yine yakınlarda. Övmüşler. Oraya gidiyoruz zaten dibimizde. Mercimek çorbası ve döner menü söyledik. En gıcık olan şey para birimleri Euro değil CZ. Neyse ama diğer ülkelerden  daha ucuz. Tuhaf olan şey herkes bi garip, tipleri acayip.. Yollarda tövbe estağfurullah diye diye geziyoruz. Adam kart geçmiyor bizde deyince koşup karşıdaki dövizciden bozdurdum 20 euroya 530 CZ falan verdi. Yemeğimizi yerken arkamızdan Türk kafile geldi. Adi adam onlardan Euro kabul etti -_- Yemeğimizi yiyip gara geçtik metroya falan binelim diye. Allahım böyle karışık bir şey görmedim ben. Hemen haritadan baktım gideceğimiz yer 1,4 km. Ohoo diyip yola koyulduk. Yeter ki o saçma hatlara binmeyelim de. Okunuşları da farklı zaten. Yürüye yürüye buranın merkezi diyebileceğimiz Old Town Square’e geldik. Şehirde her yerde “Bohemian” yazıyor. Evet tam bir bohem havası, benim sevmediğim türden. Meydana geldiğimizde uzun saçlı, bol pantolonlu, üstü çıplak işte tam o bohem adamlardan birisi müzik yapıyordu darbukamsı davulumsu bir şeyle. Duyduğum en güzel sokak müziklerinden birisiydi diyebilirim. Oynuyoruz resmen durduğumuz yerde. Sol tarafta bir çocuk topla gösteri yapıyor futbolcu tipli. Geride bi yılan oynatıcısı.. Ordan Charles Bridge’ geçip karşı taraflarda dolanıyoruz. Köprünün olduğu kısımda manzara güzel. Karşıya geçince de zaten ördek, kuğu gibi şeyler vardı. Geçerken Franz Kafka müzesine uğradık. Orda da yakuza tipli adamlarla karşılaştık lüks arabalardan indiler japon galdaşlarım. Bahçede de peeing men heykeli vardı meşhur işeyen çocuk haha. Birer dondurma yedik uzun zamandır milkshake yemiyorduk 1euroluk milkshakeler bittiğinden beri J e bulmuşken bir MC’e girdik hemen. Burda da 1,5’a falan yedik. Zaten bozdurduğum 20 euroyu harcamaya çalışıyordum. Orda bir japon sandığımız çocuk vardı yıllardır orda yaşıyormuş Vietnamlıydı sanırım. Dönüşte markete uğradık yol üstünde bi ana caddedeki. M&M, LAys, meyvesuyu ve en önemlisi “HALK” kek aldık hahaha. Yuh yaa halk bildiğin :D Meyve de almak istedim ama sinekler uçuşuyordu Yavaş yavaş eve gidiyoruz, Muhammed’in ilacının etkisi geçti, sürünerek gidiyor :’)

Sonunda oteldeyiz. İnternet çok yavaş. Yarın Viyana’daki otele gitmenin kolay yollarıyla uğraşıyorum epey. Birisi “çak bi selam” dinliyor hostelde haha.
Bu arada resimlerden görüleceği üzere Prag’da öyle isteksiz öyle suratsızdımki sebebini bilmiyorum yorulmuştum sanırım o sıralar. Onun verdiği ruh haliyle de Prag’a gıcık kapmıştım şimdi gitsem değişik duygular mı beslerim bilemiyorum..


Saat 00:00 Zzz…









5 Ocak 2016 Salı

2 Ağustos 15' Berlin II

                                                                                                                                                                                                                                                                                                  02.08.15 Pazar
                                                                                                                                                                                                                                                                                                     Berlin
16. gün


Saat 9:30 gibi uyandık. Gece çamaşırlarımızı da yıkamıştım Allahtan. Sağolsun Sinh kendi de evde kalmadı dün zaten. Hazırlanıp çıktık. Önce köşedeki Türk pastanesinden kahvaltı yaptık. Sucuklu susamlı poğaça, küçük sandviç, çay, meyve suyu. Sonra trene. Alıştım artık duraklara. Birkaç önemli hat var onları bilsen yetiyor. Ev sahibi de 11:30 dan sonra ev hazır demiş, acele etmeden gidiyoruz. 

Gerekli aktarmalardan sonra Charlottenburg durağındayız. Ev neredeyse 1 km uzaklıkta vardı herhalde. Çantalarla yürümek gerçekten zor. Saat 12 gibi evin önündeyiz. Zile basıyorum açan yok. Bernd’i arıyorum açmıyor. Yarım saat oturduk kapının önünde. Airbnb’yi aradım. 1 saat bekleyip ulaşamazsak başka yer ayarlanacakmış. 12:40 gibi Bernd arıyor. Tarif ediyor. Başka birisinin ziline basıyoruz.Bir kadın gelip evi açıyor, tanıtıyor. Anahtarı alıyoruz. Allaalla ev resimlerdekinden, beklediğimden çok daha güzel. Biraz dinleneyim diye uzanıyorum Muhammed’de o ara duşa girip yatmış.

Bi uyanıyorum saat 16:30!! Kalkıp hazırlanıp çıkıyoruz.Yemek yiycez ve her zamanki gibi lüzumsuzluk yapıp ilk bulduğumuz yerde yemiyoruz. Neyse sonradan cadde üstünde küçük bir yerde döner-kola yapıyoruz. Tabi siz döner dediğime bakmayın. =)) Abi de Mersinliymiş. Türkiye’ye gidip gelmiyormuş nasıl yaa. Arada bir git bari. Neyse binip Berlin Dome’a geçiyoruz. Oradaki Hintli bir satıcıdan istediğim Rus kalpağını buluyorum. Türkiyedekiyle yarı yarıya! Biraz ilerdeki MC’e oturup birer dondurma yiyoruz. Ordan binip Nordbahnhof’a Berlin duvarına geçiyoruz. Daha doğrusu kalıntılarına, anıtına. Duvar mahalle duvarı gibi. Çok yüksek de değil. E ben burdan atlar kaçardım dedim kiii orda kaçarken ölenlerin resimlerini, anıtları gördüm. Genç, yaşlı, bebek bile vardı. Onları da kaçarken ya askerler öldürmüş ya da yakalanacağını anlayıp kendini öldürmüşler. 

Oradan eve geçiyoruz. Hava karardı. Saat kavramının pek de farkında değiliz. Açık bakkal bulamıyoruz cipsimiz eksik yine.  Akşamüzeri dönerimi bitirememiştim yine. Onu kolayla bitirip her zamanki saatimiz 00:00 da yatıyoruz.













4 Ocak 2016 Pazartesi

1 Ağustos 15' Berlin

                                                                                                                                01.08.2015 Cts
                                                                                                                                 Ams-Berlin

15.gün

2 haftamız geçti su gibi. Saat 8:30 gibi kendiliğimden uyandım. Erken uyandığımda özellikle de kendiliğimden uyandığımda çok mutlu olurum <3

Üf karşı odadaki iki yaşlı Alman kadın banyoyu, kahvaltı odasını işgal ediyor. Saat 9 olunca artık özellikle gidip bir "goodmorning" diyorum! Sonra inip Mrs Maria'ya istasyona nasıl gideceğimizi soruyorum, anlatıyor. Neyseki dünkü yer. Kahvaltımızı hazırlıyor. Gidiyoruz ki biz şok! Taze sıkılmış meyve suyu, haşlanmış yumurta (ama nasıl koyunlu bşyin içinde oyuncak sandım), yoğurt ve en önemlisi ikimizin önünde de birer kase meyve tabağı <3 Omg <3 muz, elma, üzüm ve ilk kez gördüğüm tarzda değişik kırmızımsı bordo bir üzüm ama dilim dilim; küp küp. Değişik tarzda ekmekler. Tahıllar, kahvaltılık gevrekler ulan yaaa... O an buraya uzun süreli bir tatil için tekrar gelmeye karar veriyoruz Allah nasip ederse. Bu arada Maria bazı gönüllü işlerde çalışıyor. Eşi william'la dün Wales'dan dönmüşler tatilden. KApının önünde karavanları da var. Ve gözleri görmeyen küçük bir sibirya kurtları var evde :( Korkuyom ondan :(

İstemeye istemeye evden ayrılıyoruz...

[oof of ortopedik bi boyun yastığına ihtiyacım var]

Otobüse biniyoruz. Yine çok tatlış ve cool bi  şoför. Para veriyoruz ama üstümde hiç bir şey oturun demesin mi! Nasıl seviniyorum! 6 euromuz cepte :) Şükür Allaha. Bir şey yeriz onunla. 10:09 treniyle Hilversum'a geldik. Burdan da 11:22 treniyle Berlin'e. Garda full çeken bi ağ var ve Muhammed surf yapıyor adeta! Üstelik o kadar hızlı kii. Gel gelelim ben bağlanamıyorum! :( Telefonu kapatıp açtım olmadı. 1 saat boş boş bekledim sinir oldum. Muhammed:" Galiba birileri -Hadi beyler size güveniyorum ne yapın edin Gülcihan Çakır'ın bağlanmasını engelleyin- diyor ajan olabilirler" tarzı şakalar yapıyor güldürüyor beni sesli sesli hahaha. Neyse benim zaten şarjım bitiyor internete bağlanınca diye poz atıyorum ben de :P O esnada da her 2 dkka da bir deniyorum tabii. Trene bindik ve tren resmen full. İnsanlar yerlerde oturuyor. Oha 6 saat asla böyle geçmez diyorum. İleri vagonlara gidiyoruz. Yan yana yok ama tekli boşlar var oralara oturduk, sonrasında daha da boşaldı yerimizi değiştik. Şuan yoldayız Almanya'ya geçiyoruz. Uff dayımlara ayıp olmaz inşallah. Manheim'a gidip gitmemekte çok kararsız kaldık. Hollanda'da kadınlar neden kısa saçlı hep ? Ha bu arada markette istersen aldığın şeylerin barkodunu okutup kartınla alabiliyorsun, elektronik kasa. Ha bir de buraya geldiğimden beri pos cihazı önümde kartı kendim takıp kendim şifreyi giriyorum. Bizim bazı samimi esnaflardaki o pos cihazını bile uzatmadan: " şifre ne abla" olayı yok =))) Burada herkes çok kuralcı. Kırmızı ışıkta geçmiyorlar. Otobüse arkadan da binse kartını okutuyorlar vs vs.. sayamayacağım kadar çok şey. Ha mesela otobüse her binen ve inen şoföre selam veriyor, güle güle diyor :) tam bizim Büşra'lık :)) Ne güzel. Ot gibi deriz, soğuk buluruz bir de Germen halkını. Hollanda inekler, tarım, çevre.. dedem de Hollanda'yı çok severmiş rahmetli. Sırf kız kardeşi Fadime hala yalnız kalmasın diye gitmiş Almanya'ya keşke gitmeyeydi :'(

Uzun yolculuğun ardından Berlin HBF'da iniyoruz. Önce bi durağı geçtik sanıp kısa süreli panik yaşıyorum. Sonra normale dönüyorum. Şimdi haydi bakalım eveee... Gesundbrunnen durağına geçmem lazım. Dev gibi bir gar. Hem avm, hem tief, hem intercity hepsi bir arada... Dört dolanıyoruz. Tief zıkkımı yok. Yine bir sinir stres. KArşıda bir Türk restoranı var Fatih bilmem ne Osmanlı tuğralı. Muhammed'e git sor diyorum türk olmama ihtimalinden dolayı tek gitmek istemiyorum. Sinirleniyorum utangaçlığın sırası değil fln diye sonradan taklidimi yapıyor:D:D Neyse çalışanlar da Türk değilmiş zaten ne saçma... Bilmiyor hiç bir yeri de. Bu tiefle olacak gibi değil neyse hemen railplanner'dan olası diğer rotalara bakıyorum S-bahn buluyorum. Eve geçiyoruz. Allahtan ev istasyona yakın. Geçerken de orda bi Türk lokantası gözüme çarpmıştı. Evde Vietnamlı sinh karşılıyor bizi. Herşeyi gösteriyor. Önemli not olarak da Pazar günü marketler kapalıdır önemli ihtiyaçlarınızı bugün halletseniz iyi olur diyor. Biraz uzanıp çıkıyoruz. Tabiki önce yemek! Hemen o lokantaya gidiyoruz. Afyonlu sıcak kanlı bi abi işletiyor. Ben bir porsiyon döner istiyorum geçerken gördüğüm büyük güzel tabak oymuş çünkü :) Patates, et döner, salata, sos. İki tane de lahmacun istiyoruz. Yanına da bana ayran Mami'ye kola. Allahım ilk kez bu kadar doyduk. Etrafa bakıyorum "değer market, saka su, gazi peynir" her yer Türkçe. Mcdonalds'da Almanca'nın yanında İngilizce yerine Türkçesini yazmışlar menülerin :D

Yemeğimizi bitirip önce Brandenburg Tor'u görmeye gidiyoruz Parisier Platz'a. Ordan Reichtag Parlemento binasını görmeye (Cam kubbeli Alman parlemento binası). Sanırım en çok lüks arabayı Almanya'da gördük. Üretici oldukları için belki de. Artık Audi, BMW, Mercedes türevleri gözüme o kadar sıradan geliyor ki... Porscheler.. En ilgi çekici olanı bana göre Brandenburgdaki lüks otelin önündeki BMW i8 'di. Elektrikliymiş. Aynı otelin önünde dönüşte de beyaz limuzin gördüm (life goals vol 474674..) Dönüşte istasyonun ordaki MC'den dondurmalarımızı alıp eve geçtik. KAsiyer de Türkmüş o nasıl Türkçeyse artık :))

Oof ofyorgan çok küçük, hava serin, yastık da bildiğin minder. -_-