01.08.2015 Cts
Ams-Berlin
15.gün
2 haftamız geçti su gibi. Saat 8:30 gibi kendiliğimden uyandım. Erken uyandığımda özellikle de kendiliğimden uyandığımda çok mutlu olurum <3
Üf karşı odadaki iki yaşlı Alman kadın banyoyu, kahvaltı odasını işgal ediyor. Saat 9 olunca artık özellikle gidip bir "goodmorning" diyorum! Sonra inip Mrs Maria'ya istasyona nasıl gideceğimizi soruyorum, anlatıyor. Neyseki dünkü yer. Kahvaltımızı hazırlıyor. Gidiyoruz ki biz şok! Taze sıkılmış meyve suyu, haşlanmış yumurta (ama nasıl koyunlu bşyin içinde oyuncak sandım), yoğurt ve en önemlisi ikimizin önünde de birer kase meyve tabağı <3 Omg <3 muz, elma, üzüm ve ilk kez gördüğüm tarzda değişik kırmızımsı bordo bir üzüm ama dilim dilim; küp küp. Değişik tarzda ekmekler. Tahıllar, kahvaltılık gevrekler ulan yaaa... O an buraya uzun süreli bir tatil için tekrar gelmeye karar veriyoruz Allah nasip ederse. Bu arada Maria bazı gönüllü işlerde çalışıyor. Eşi william'la dün Wales'dan dönmüşler tatilden. KApının önünde karavanları da var. Ve gözleri görmeyen küçük bir sibirya kurtları var evde :( Korkuyom ondan :(
İstemeye istemeye evden ayrılıyoruz...
[oof of ortopedik bi boyun yastığına ihtiyacım var]
Otobüse biniyoruz. Yine çok tatlış ve cool bi şoför. Para veriyoruz ama üstümde hiç bir şey oturun demesin mi! Nasıl seviniyorum! 6 euromuz cepte :) Şükür Allaha. Bir şey yeriz onunla. 10:09 treniyle Hilversum'a geldik. Burdan da 11:22 treniyle Berlin'e. Garda full çeken bi ağ var ve Muhammed surf yapıyor adeta! Üstelik o kadar hızlı kii. Gel gelelim ben bağlanamıyorum! :( Telefonu kapatıp açtım olmadı. 1 saat boş boş bekledim sinir oldum. Muhammed:" Galiba birileri -Hadi beyler size güveniyorum ne yapın edin Gülcihan Çakır'ın bağlanmasını engelleyin- diyor ajan olabilirler" tarzı şakalar yapıyor güldürüyor beni sesli sesli hahaha. Neyse benim zaten şarjım bitiyor internete bağlanınca diye poz atıyorum ben de :P O esnada da her 2 dkka da bir deniyorum tabii. Trene bindik ve tren resmen full. İnsanlar yerlerde oturuyor. Oha 6 saat asla böyle geçmez diyorum. İleri vagonlara gidiyoruz. Yan yana yok ama tekli boşlar var oralara oturduk, sonrasında daha da boşaldı yerimizi değiştik. Şuan yoldayız Almanya'ya geçiyoruz. Uff dayımlara ayıp olmaz inşallah. Manheim'a gidip gitmemekte çok kararsız kaldık. Hollanda'da kadınlar neden kısa saçlı hep ? Ha bu arada markette istersen aldığın şeylerin barkodunu okutup kartınla alabiliyorsun, elektronik kasa. Ha bir de buraya geldiğimden beri pos cihazı önümde kartı kendim takıp kendim şifreyi giriyorum. Bizim bazı samimi esnaflardaki o pos cihazını bile uzatmadan: " şifre ne abla" olayı yok =))) Burada herkes çok kuralcı. Kırmızı ışıkta geçmiyorlar. Otobüse arkadan da binse kartını okutuyorlar vs vs.. sayamayacağım kadar çok şey. Ha mesela otobüse her binen ve inen şoföre selam veriyor, güle güle diyor :) tam bizim Büşra'lık :)) Ne güzel. Ot gibi deriz, soğuk buluruz bir de Germen halkını. Hollanda inekler, tarım, çevre.. dedem de Hollanda'yı çok severmiş rahmetli. Sırf kız kardeşi Fadime hala yalnız kalmasın diye gitmiş Almanya'ya keşke gitmeyeydi :'(
Uzun yolculuğun ardından Berlin HBF'da iniyoruz. Önce bi durağı geçtik sanıp kısa süreli panik yaşıyorum. Sonra normale dönüyorum. Şimdi haydi bakalım eveee... Gesundbrunnen durağına geçmem lazım. Dev gibi bir gar. Hem avm, hem tief, hem intercity hepsi bir arada... Dört dolanıyoruz. Tief zıkkımı yok. Yine bir sinir stres. KArşıda bir Türk restoranı var Fatih bilmem ne Osmanlı tuğralı. Muhammed'e git sor diyorum türk olmama ihtimalinden dolayı tek gitmek istemiyorum. Sinirleniyorum utangaçlığın sırası değil fln diye sonradan taklidimi yapıyor:D:D Neyse çalışanlar da Türk değilmiş zaten ne saçma... Bilmiyor hiç bir yeri de. Bu tiefle olacak gibi değil neyse hemen railplanner'dan olası diğer rotalara bakıyorum S-bahn buluyorum. Eve geçiyoruz. Allahtan ev istasyona yakın. Geçerken de orda bi Türk lokantası gözüme çarpmıştı. Evde Vietnamlı sinh karşılıyor bizi. Herşeyi gösteriyor. Önemli not olarak da Pazar günü marketler kapalıdır önemli ihtiyaçlarınızı bugün halletseniz iyi olur diyor. Biraz uzanıp çıkıyoruz. Tabiki önce yemek! Hemen o lokantaya gidiyoruz. Afyonlu sıcak kanlı bi abi işletiyor. Ben bir porsiyon döner istiyorum geçerken gördüğüm büyük güzel tabak oymuş çünkü :) Patates, et döner, salata, sos. İki tane de lahmacun istiyoruz. Yanına da bana ayran Mami'ye kola. Allahım ilk kez bu kadar doyduk. Etrafa bakıyorum "değer market, saka su, gazi peynir" her yer Türkçe. Mcdonalds'da Almanca'nın yanında İngilizce yerine Türkçesini yazmışlar menülerin :D
Yemeğimizi bitirip önce Brandenburg Tor'u görmeye gidiyoruz Parisier Platz'a. Ordan Reichtag Parlemento binasını görmeye (Cam kubbeli Alman parlemento binası). Sanırım en çok lüks arabayı Almanya'da gördük. Üretici oldukları için belki de. Artık Audi, BMW, Mercedes türevleri gözüme o kadar sıradan geliyor ki... Porscheler.. En ilgi çekici olanı bana göre Brandenburgdaki lüks otelin önündeki BMW i8 'di. Elektrikliymiş. Aynı otelin önünde dönüşte de beyaz limuzin gördüm (life goals vol 474674..) Dönüşte istasyonun ordaki MC'den dondurmalarımızı alıp eve geçtik. KAsiyer de Türkmüş o nasıl Türkçeyse artık :))
Oof ofyorgan çok küçük, hava serin, yastık da bildiğin minder. -_-
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder