03.08.2015 Pts
Prag
17.Gün:
Sabah 9da uyandım. Hazırlanıp yola koyulduk. 10:46 Prag
treni. Ha bu arada dün eve geçmeden önce HBF’de inip gebermeyesice TIEF’i
bulalım demiştik, çok iyi etmişiz. Allahım çok kalabalık. Tuhaf tren. Şu adını
getiremedim hani oturacak yerleri ayrı, kapalı olurya kuşet miydi yaa. İşte
neyse… Ayakta kaldık. Muhammed valizlerle araya oturdu ben de koridor üzerinde
tekli bi koltuğa. İnşallah Dresden’de inerler de otururuz. Neyse ki indi
birileri oturdum ama Muhammed oturamadı arka tarafta bir yer buldu oraya
oturdu. Allahım yanımdaki ne garip aile, acaba nereliler esmer esmer.
Dillerinden hiç birşey anlamadım hiç de haz etmedim. Bi süre sonra Muhammed’in
koltuğuna birisi gelmiş bi süre ayakta dikildi sonra kadının kocası arka
taraflara gitti oraya oturdu şükür inene kadar. Vaktinden 35-40 dk geç vardı
tren. Yolda tanıştığım kız demişti zaten Almanya’da trenler hep geç kalır diye.
Sonunda iniyoruz.
Otel gara çok yakın birkaç
dakika. Hatta direkt garın çaprazında diyebilirim. Optelova Hostel. Girip biraz
dinlenip yemek yemeye çıkıyoruz.
Fsq’den baktım
İstanbul kebab var tabi yine yakınlarda. Övmüşler. Oraya gidiyoruz zaten
dibimizde. Mercimek çorbası ve döner menü söyledik. En gıcık olan şey para
birimleri Euro değil CZ. Neyse ama diğer ülkelerden daha ucuz. Tuhaf olan şey herkes bi garip,
tipleri acayip.. Yollarda tövbe estağfurullah diye diye geziyoruz. Adam kart
geçmiyor bizde deyince koşup karşıdaki dövizciden bozdurdum 20 euroya 530 CZ
falan verdi. Yemeğimizi yerken arkamızdan Türk kafile geldi. Adi adam onlardan Euro
kabul etti -_- Yemeğimizi yiyip gara geçtik metroya falan binelim diye. Allahım
böyle karışık bir şey görmedim ben. Hemen haritadan baktım gideceğimiz yer 1,4
km. Ohoo diyip yola koyulduk. Yeter ki o saçma hatlara binmeyelim de.
Okunuşları da farklı zaten. Yürüye yürüye buranın merkezi diyebileceğimiz Old
Town Square’e geldik. Şehirde her yerde “Bohemian” yazıyor. Evet tam bir bohem
havası, benim sevmediğim türden. Meydana geldiğimizde uzun saçlı, bol
pantolonlu, üstü çıplak işte tam o bohem adamlardan birisi müzik yapıyordu
darbukamsı davulumsu bir şeyle. Duyduğum en güzel sokak müziklerinden birisiydi
diyebilirim. Oynuyoruz resmen durduğumuz yerde. Sol tarafta bir çocuk topla
gösteri yapıyor futbolcu tipli. Geride bi yılan oynatıcısı.. Ordan Charles
Bridge’ geçip karşı taraflarda dolanıyoruz. Köprünün olduğu kısımda manzara
güzel. Karşıya geçince de zaten ördek, kuğu gibi şeyler vardı. Geçerken Franz Kafka
müzesine uğradık. Orda da yakuza tipli adamlarla karşılaştık lüks arabalardan
indiler japon galdaşlarım. Bahçede de peeing men heykeli vardı meşhur işeyen
çocuk haha. Birer dondurma yedik uzun zamandır milkshake yemiyorduk 1euroluk
milkshakeler bittiğinden beri J
e bulmuşken bir MC’e girdik hemen. Burda da 1,5’a falan yedik. Zaten
bozdurduğum 20 euroyu harcamaya çalışıyordum. Orda bir japon sandığımız çocuk
vardı yıllardır orda yaşıyormuş Vietnamlıydı sanırım. Dönüşte markete uğradık
yol üstünde bi ana caddedeki. M&M, LAys, meyvesuyu ve en önemlisi “HALK”
kek aldık hahaha. Yuh yaa halk bildiğin :D Meyve de almak istedim ama sinekler
uçuşuyordu Yavaş yavaş eve gidiyoruz, Muhammed’in ilacının etkisi geçti,
sürünerek gidiyor :’)
Sonunda oteldeyiz. İnternet çok yavaş. Yarın Viyana’daki
otele gitmenin kolay yollarıyla uğraşıyorum epey. Birisi “çak bi selam”
dinliyor hostelde haha.
Bu arada resimlerden görüleceği üzere Prag’da öyle isteksiz
öyle suratsızdımki sebebini bilmiyorum yorulmuştum sanırım o sıralar. Onun
verdiği ruh haliyle de Prag’a gıcık kapmıştım şimdi gitsem değişik duygular mı
beslerim bilemiyorum..
Saat 00:00 Zzz…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder