3 Nisan 2016 Pazar

My Silver Lining

Uzun zamandır oturup bir şey yazamadım. Çünkü günlük anca bitti. Sadece hafta sonları geçirebiliyordum.

Bu arada ben burayı günlüğümü dijital ortama da aktarmak için kullanıyordum. Muhammed de istediği zaman girsin okusun o elimden düşürmediğim kutsal defterimde ne var, ne yazıyor diye merak ettiği için hem de tüm bunları hatırlasın diye :) Meğer burası halka açık "public" bir gezi sayfası olmuş çıkmış şok oldum :) Öğrendikten sonra sadece kardeşime açık yaptım ama sonra gerek olmadığı kanısına vardım bizim gibi gezecek olan genç insanlara kaynak olsun, fikir olsun, ilham olsun. İmkansız diye bir şey yok şu dünyada. Bu arada sevgili okuyucular istediğiniz soruları sorabilirsiniz. Ben çok soruyorum da...

Gelelim bugün neden buradayım. (?)

Aslında sır olarak sakladığım bir haberi paylaşmaya geldim. Yoksa haberler yeni değil aslında.

18 Temmuz 2016 Seoul-İstanbul biletim hazııııııır!!!

Evet önce Tokyo değil Seul çünkü öyle hem daha ucuzdu hem de Güney Kore sempatim de var malum :)

Bu neden çok önemli biliyor musunuz. Çünkü çocukluğundan beri animeyle, Tsubasayla, Pokemonla, Narutoyla, Bleach ile, One Piece ile, Japon kültürüne aşık şekilde büyümüş çat pat Japonca da konuşabilen birisinin en büyük hayali. En ama en büyük. Bilemezsiniz.

Neden mi önce Avrupa'ya gittim Japonya yerine. Çünkü biletler çoook pahalıydı dostum. Gidiş dönüş 2000 lira hatta fazlası. Ve iki kişi olduğumuz için sadece bilete 4bin liradan fazla vermek fazla gelebilir diye. Oysa ki düşününce bizim toplam harcamalarımız da neredeyse aynıya geldi =)

Şimdi gelelim kötü habere. Muhammed yaz okuluna kalmış!! Lanet olsun yalnız gidiyorum.



2014-2015 Tatil Özeti..

Her şeye rağmen tüm zorluklarıyla, güzellikleriyle, tecrübeleriyle çok güzel bir tatil oldu. 
Fazla söze gerek duymuyorum. Arkamızda yeterince anı bıraktık. Yeterince de fotoğraf.. 
Yol arkadaşım 21 yıllık en iyi arkadaşımdı.
Yeni bir tatilde görüşmek üzere...
Büşracığımın doğum günü hediyesi "canım günlüğüm"



Kim o bana vize vermeyen?




07 Ağustos 15' Budapeşte -son-

                                                                                                          07.08.15
                                                                                                          Budapeşte
21.gün

Sabah alarmla uyandım 08:30 gibi hemen hazırlanıp çıktık.

Önce metro son durak ordan da 200E hava alanı 2/BT de indik. Online check in yapmış olduğumuz için ve teslim bagaj olmadığı için direkt geçtik. Bekleme salonunda Muhammed oturdu internette takılmaya çalıştı. Ben de duty free mağazalarda dolandım. Sabah dün aldığımız şeyleri ısıttık ama ben pek yiyemedim. Sadece hasta olduğum için ve ilaç içmem gerektiği için biraz zorladım kendimi az bir şey yiyip ilacımı içtim. O yüzden şuan açım. Ama hava alanı her zaman olduğu gibi çok pahalı. Su 2,5 euro. Neyse vakit geldi. Kapı anons edildi. 8B bizimkisi. 2 el bagajı parası ödemiştim zaten bilete artı olarak (ryanair bagaj için para alan dandik firma bdaha kullanmam). Sırt çantası kol çantasına bile olmaz dediler. Yuh. En ucuz, kalitesiz şirket bu olsa gerek. El çantasına da mı para ödeyeceğiz. Türk şirketlerinin değerini şimdilerde anlıyorum J  Neyse patlama pahasına doldurduk valizi. Bu arada tam uçağa götürecek otobüse bindik telefonumu valizleri boşalttığımız yerde unuttum sandım bir panik oldum!!

Bindik uçağımıza 11:10-14:00. 3 saat hey gidi… Muhammed müzik dinliyor ben de her zamanki çaresizliğimle baş başa uyumaya çabalıyorum. Hostesler servis yapıyor kalan 4 euro ile orta boy peynirli sandviç alıyorum. Saate bakıyorum daha 12:30. Zaten uçak geç havalandı 11:30 gibi. Neyse 3te biri gitti yolun derken anons gelmesin mi alçalıyoruz diye ben şok! Sevinçten öldüm haha J 825 km hızla gittiğimizi söylemişlerdi evet ama… Yarım saat içinde iniş gerçekleşecektir dedi ve evet gerçekten 13:00 İstanbul. 1saat 20dk erken J
İndik ettik derken saat 14:00 oluyor neyse. Sıkıntı burdan eve nasıl gideceğimiz şimdi =) Otobüs geçmiyor, ya havaşa binip merkeze ordan da otobüse ya da taksiyle kurtköy’e servis noktasına. Ya da benim tercihim blabla car. Birkaç kişiye mesaj atıyoruz tabi Muhammed’den cesaret alıyorum yoksa nerde ben de o cesareeet. Şu halde bile profillerini tek tek inceliyorum, yorumları.. Bir kaçıyla haberleşiyoruz.

Ben sonunda Ali ismindeki 32 yaşındaki sürücüyle anlaşıyorum. Bizi hava alanından almasını rica ediyoruz taksi yerine size ödesek biz buraları bilmiyoruz diyoruz sağ olsun gelip alıyor bizi 06 plaka gümüş rengi passat. Araba klimalı gayet güzel. Ali Bey de subaymış. Evli. Eşi PDR’ci. 2 oğlu varmış. Hakkari’den İstanbul’a tayini çıkmış. Kendini çok iyi geliştirmiş bir adam. Yolda da benzin almaya durdu biz de hemen yemek yedik o fırsatta, bekledi bizi sağ olsun. Trafik çok iyi, hava aydınlık. Ankara’ya kadar sohbet muhabbet gidiyoruz. Ankara’ya girdiğimizde yenice hava kararıyor. Radyoyu açtık herkes sustu müzik dinleyerek vardık son durağa. 4sa 20 dk sonunda Batıkent metrosundaydık. Harika bi süre. 70 lira ödedik. Harika bir yolculuk geçirdik. Hem kısa, hem rahat. Ordan da metroyla dikimevi.

Babam çoktan gelmişti. Eve gittik. Canım teyzem de birkaç gün önce ayağını kırdığı için bizde çocuklarla. Gördüğüme çok sevindim. Annem ve canım yemekleri <3 Gerçekten annemin yemekleri için şükretmem lazım her gün. Best chef eva! Mercimek çorbam, pirinç pilavım, fırında köfte patatesim, salatam, üzümüm, karpuzum. Ohhhh.. Az yiyebildik mide küçüldü iyice ama midemiz bayram etti valla. Muhammed “sonunda çorbana kavuştun” diyor.


Budapeşte-İstanbul